13 Haziran 2026 Cumartesi
Türkiye’de üniversitelerin ve akademik kadroların bilimsel performansına ilişkin çarpıcı bir iddia kamuoyuna yansıdı. Gazeteci Sultan Uçar’ın sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı verilere göre, Türkiye’de yayınlanan bilimsel çalışmaların %63,2’si – yani her üç yayından ikisi – ciddi intihal şüphesi taşıyor.
“Türkiye’de yayınlanan bilimsel araştırmaların (!) yüzde 63.2’si çalıntı!
Son 15 yılda yüzde 96 artış oranıyla Türkiye’de dağıtılan tüm profesör unvanları geriye dönük incelenmeli!”
Bu ifadeler, Türkiye akademisinin en temel yapı taşı olan bilimsel dürüstlüğün ve yayın etiğinin derin bir krizle karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi.
Uluslararası standartlarda akademik üretim; özgünlük, metodolojik titizlik ve etik bağlılık gerektirir. Ancak Türkiye’de bilimsel yayın sayılarında niceliksel bir artış yaşanırken, bu artışın önemli bir kısmının sahtecilik, kopyalama, özensiz derlemeler ve intihalle kirlenmiş olması, bilimsel itibar açısından tam bir çöküş sinyali olarak değerlendiriliyor.
Yayımlanan bu tür içeriklerin birçoğunun, uluslararası endekslerde geçerliliği olmayan dergilerde basıldığı ve “yayın yap, unvan al” mantığıyla üretildiği belirtiliyor.
Sultan Uçar’ın dile getirdiği bir diğer çarpıcı tespit ise, son 15 yılda profesörlük unvanlarında %96’lık artış yaşandığı yönünde.
Bu dramatik artış, bilimsel liyakat yerine ilişkisel atamalar, yayın zorlamaları ve denetimsiz yükselmelerin önünü açmış durumda.
Uzmanlara göre, akademik kadroların hızla genişlemesi kaliteyi değil; “makamlaşmış akademi” anlayışını besliyor. Bu durum da genç bilim insanlarının sahici rekabet ortamından uzaklaşmasına neden oluyor.
Üniversitelerdeki etik kurulların etkisizliği, intihal yazılımlarının doğru kullanılmaması ve akademik yükseltme dosyalarının yüzeysel incelenmesi gibi faktörler; bilimsel sahteciliğin sistem içinde korunmasına yol açıyor.
Bilimsel yayınlarında intihal tespit edilen kişilere yönelik ciddi yaptırımlar uygulanmaması, bu tabloyu daha da vahim hale getiriyor.
Bilim çalınarak yapılmaz. Akademi, unvan dağıtım ofisi değil; hakikat arayışının kutsal zeminidir.
Eğer her üç yayından ikisi çalıntıysa, bu yalnızca akademik sistemin değil; bir ülkenin bilgiye olan inancının da iflasıdır.
Yetkililerden beklenti açıktır:
Tüm akademik unvanlar şeffaf biçimde geriye dönük incelenmeli,
Yayın etiği reformu vakit kaybetmeden hayata geçirilmeli,
Bilimsel sahteciliğe sıfır tolerans ilkesi hukuk zemininde güvence altına alınmalıdır.
Çünkü bir milletin geleceği, üniversite kürsüsünde başlar.
Ve o kürsü, yalanla yükselirse, gerçeklik yerle bir olur.
